Kardeş Kalemler Dergisi 12. Sayı/Aralık 2007
Cuma, Nisil 18, 2008 · Kategori: dergi
Sevgili Okuyucu;
Gönül kardeşliğimize bir kademe daha koyacağını ümit ettiğimiz Kardeş Kalemler'in yeni bir sayısı ile yine merhaba!
Bu sayıda Birliğimizin uzun süredir hazırlıklarını yürüttüğü bir faaliyetin haberlerini sizlerle paylaşmanın mutluluğu içindeyiz. I. Türk Dünyası Edebiyat Dergileri Kongresi 15-16 Aralık 2007 tarihlerinde İstanbul'da toplanıyor.
Bilindiği gibi, dergiler ve edebiyat sahasında da edebiyat dergileri, yeni fikirlerin filizlendiği ilk örneklerin yayınlandığı, yeni edebî ve felsefi akımların ilk boy verip tartışıldığı, yeni sanatçıların en taze eserlerini yayınladıkları yayın organları olarak, toplumların fikir ve sanat hayatlarında hep önemli yer almışlardır.
Avrasya coğrafyasında edebiyat ve sanat ilişkilerini kurmak, var olanı güçlendirmek gayesi ile çalışan Avrasya Yazarlar Birliği, Türkçe'nin değişik renkler ile yayınlanmakta olan edebiyat dergilerini bir araya getirerek, geçmişten gelen ortak kültür ve edebi değerlerimizi günümüzde ve gelecekte yenilerini de ekleyebilmek gayesiyle bu kongreye büyük önem vermektedir.
...
Türkiye'de edebiyat ve sanat çevrelerinin, ismini ilk kez Kardeş Kalemler aracılığı ile duydukları, Birliğimiz üylerinden değerli şair, tercüman ve edebiyat eleştirmeni Mihail Sinelnikov'un çok değerli bir çalışmasını sizlerle paylaşıyoruz. Bu çalışma Rusya'da ilk kez yapılmış ve dolayısı ile Türkiye'de de ilk kez yayınlanmaktadır. Bilgilerimize göre böyle bir çalışma ülkemizde daha önce hiç yapılmamıştır. "Rus Şiirinde İslam İmajı" konulu yazıyı hararetle tavsiye ediyoruz.
...
Yeni sayılarımızda yeni güzelliklerle buluşmak üzere hoşçakalın.
Ali Akbaş
Acı Kaybımız
Kardeş Kalemler Dergisinin 12. sayısının kapağını tasarlamış olan Ata Kıral'ı geçirdiği kalp krizi sonucu kaybetmiş bulunmaktayız. Ata Kıral şairliği ve ressamlığıyla da tanınıyordu. Aşağıda Samsun Halk Gazetesinden almış olduğum, onunla yapılmış son ropörtajdan bazı kısımları paylaşıyorum. Kalanını okumak için ilgili linki tıklayabilirsiniz. Ropörtajı yapan kişiye de ayrıca teşekkür etmek istiyorum.
http://www.halkgazetesi.com.tr/news_detail.php?id=10115
E. GÜRDAMUR: Ata Kıral kendini nasıl tarif eder?
A. KIRAL: Çok zor soru yahu.
E. GÜRDAMUR: Herkese bu soru zor geliyor. Şöyle ki, sizi hiç tanımayan bir kişiye üç beş cümleyle anlatın kendinizi.
A. KIRAL: Hayır şimdi tevazu gösterip ben adam değilim desem olmaz, çok büyük adamın desem o hiç olmaz.
E. GÜRDAMUR: Peki bu dışarıdan bakış kişiden kişiye değişeceği için şöyle soralım; Siz aynaya bakınca ne görürsünüz?
A. KIRAL: Can Yücel'in çok sevdiğim bir şiiri var. Mealen söylüyorum, "Kaşın gözün ne olursa olsun, karşındakinin gördüğüdür yüzünde." İnsan kendini ne zannederse zannetsin karşısındaki onu ne görüyorsa odur. Yani benim aynada ne gördüğüm değil, sen baktığında bende ne gördüğündür önemli olan.
E. GÜRDAMUR: Fırtınalı hayatın ardından bir boyacı dükkanında vakit geçiren biri.
A. KIRAL: Ben seni şimdiye dek terbiyeli bir çocuk olarak bilirdim. Ama gördüm ki, sen terbiyesiz olmuşsun. Ne güzel sohbet ediyoruz, moruk demenin bir alemi var mı?
E. GÜRDAMUR: Hayatınız boyunca çok fazla sporla ilgilendiğiniz söylenir, hangileriyle mesela?
A. KIRAL: Valla, hangileriyle uğraşmadınız desen daha kolay sayarım. Herhalde çok şımarık bir çocuktum. Bir ailenin tek oğluydum, herşeyi yapabilirim sanıyordum. Yapabildiğim kadar da yaptım. Boks, yüzme, atletizm, aletli jimnastik, halter, aklıma gelmiyor ki, pilotluk, hatta futbol. Yapamadığım iki tane var. Kayak ve güreş.
E. GÜRDAMUR: Hayatı çok hızlı yaşayan insanlar kendi içlerinde birşeyleri örtme telaşı içinde gibidirler. Sizin böyle kendinizden sakladığınız, rüzgardan sakındırdığınız külleriniz var mı?
A. KIRAL: Hızlı hayat deyince bir yeri düzeltelim. Ben çapkınlık yapmadım. Çapkınlık yapmadığım için de.
E. GÜRDAMUR: Emin misiniz?
A. KIRAL: (duraksıyor) Biri beni sevmiş de haberim olmamışsa ne yapalım yani. (gülüyor). Askerdeyken yedek subay öğretmen olarak köyün birine gitmiştim. Kütahya'nın Altundaş kazasının bir köyü. Askerlik bitti, köylüler dedi hocam sana bir çingene oynatacağız. Dedim, çingeneyi nereden bulacaksınız. Köyün yarısı çingene, dediler. Ben görmedim, dedim. Sen bakmasını bimiyorsun ki göreceksin, dediler. Bakmasına bağlı bu iş yani.
E. GÜRDAMUR: Ne yani belki olmuştur da ben görmedim mi diyorsunuz? (Uzun uzun kahkahalar)
A. KIRAL: Çapkınlıktan kastettiğim farklı bir bayanla birlikte olmak ve ben gerçekten böyle bir şeye asla tevessül etmedim. Eşim çok güzel bir kadındı. Bakacağım kadın ondan güzel olmalı diyordum. Ve bu gözlerle baktığım için görmem de mümkün değildi. Öyle de kaldı.
E. GÜRDAMUR: Uçak maketleriniz var, resamlığınız var. Elleriniz her işe yatkın, nereden geliyor bu ilgi?
A. KIRAL: Zaman çok problem. El alemin 24 saati var, benim 48 saatim. Allah bana 48 saat vermiş. Mecburen bir şeyle uğraşıyorsunuz, bunlar çıkıyor.
E. GÜRDAMUR: 48 saati nereden aldınız?
A. KIRAL: Dua et sana da gelsin. Şimdi artık dua modası var. Okuyorsun, üflüyorsun suya, kocanı adam ediyorsun, üflüyorsun karını adam ediyorsun. Ben de okuyup üfledim 24 saati 48 saate çıkarttım. (gülüşmeler)
E. GÜRDAMUR: Çıkarttınız ama boş vakit sıkıntı olmuş galiba. Sonra böyle meşguliyetler edinmişsiniz.
A. KIRAL: Evet.
E. GÜRDAMUR: Hayatta en çok istediğiniz şey nedir?
A. KIRAL: Şöyle bir kuma sırt üstü yatıp kafamın anahtarını kapatmak. Hiç bir şey düşünmeden yatmak. Bir şey yapmadan duramıyorum. Boş oturduğum zaman patlıyorum.
E. GÜRDAMUR: 56 yılı geride bıraktınız. Dönüp baktığınız zaman pişmanlıklarınız, yapamadıklarınız çok mu?
A. KIRAL: Onu kendime çok sordum, açık söylüyorum, olmadı.
E. GÜRDAMUR: Bu çok iddialı değil mi?
A. KIRAL: Hayııır. Katiyyen, yanlış anladınız. Ben hata yapmadım, çok düzgün yaşadım demiyorum ki. Hatalar benim hatalarım diye onları da seviyorum. Yani bana yeni baştan deseler ki, 20 yaşına dön. Vücudunun şekliyle ve yüzünle 20 yaşındasın, kabul etmem. Bu günü gördüğüm için hata yapmamaya çalışacağım, hep bugüne çalışacağım, dolayısıyla benim gençliğim olmayacak. Evden işe, işten eve, model uçak yapana kadar para biriktireceğim, trilyonları kazanacağım belki. Eeee, geri dönüp bakınca ne göreceğim. Hiçbirşey. Şimdi beni muhatap alıp soruyorsun, Ata abi sen ne çok şey yaşamışsın. O zaman sen derdin ki, hadi lan bununla da sohbet edilir mi ki? O bakımdan diyorum, geriye dönüp te pişman olmadığım birşey yok. Benim varoluşumun sebebi hatalar. Bunu kastettim.
E. GÜRDAMUR: Siz yemek yapmayı da iyi biliyorsunuz? Mesleği lokantacılık değilse erkekler genelde bilmez yemek yapmayı. Peki bu neden?
A. KIRAL: Bana kılıbık mısın diye sormak istiyorsan açık sor. (gülüşmeler) Kılıbık olmayan erkek yoktur.
E. GÜRDAMUR: Niye yoktur, nasıl yoktur?
A. KIRAL: Kadınlarla kavgayı hiç bir erkek göze alamaz.
E. GÜRDAMUR: Ama yemek yapmamayı göze alın bir sürü erkek var. (gülüşmeler)
A. KIRAL: Yemek yapmam, yemeği sevmemden kaynaklanıyor. Yemeği sevmeyen adama yemek yapmak işkence gelir. Ben yemeği seviyorum. Dostlarla beraber olmayı, onları ağırlamayı seviyorum. Esas hocam benim hanımdır. Bir yemek yaparken 10 defa telefon açar sorarım, tuzu ne kadar falan. Millet ben yaptım zanneder.
E. GÜRDAMUR: Erkekler neden kılıbıklığı kavgaya tercih ederler?
A. KIRAL: Çok sevdiğim bir söz var. Diyor ki, bütün gelinler bir melektir. Hakikaten öyle. Bakın fotoğrafçı dükkanlarının vitrinlerine, gerçekten öyle. Her beyin yanında bir melek duruyor. Bütün gelinler melektir de, bu cadılar nereden çıkıyor diye soruyor adam. Dünyanın en büyük çelişkisi kadın erkek üzerine bence. Biz kadınları anlamıyoruz, onlar bizi anlıyor. Eğer onlar da bizi anlamasa, sorun kalmayacak. Kadının fiziken zayıflığı nedeniyle ona verilen silahlardan biri de bu sanırım.
E. GÜRDAMUR: Bir de şiirle ilgilendiniz. Sizin gibi hızlı yaşayan insanların yolu şiirle pek kesişmez?
A. KIRAL: Nasıl hızlı yaşamışım ya? Ben 90 km. hızla gidiyorum.
E. GÜRDAMUR: Havayı kastettim. 1000 saatin üzerinde uçan başkası değil.
A. KIRAL: (gülüyor) Şiir çok eskiden lise çağlarında yazmaya başladım. Hatta hanımın adına yazdığım şiirler vardır. (duraksıyor, bir an dalıyor) Arada sırada da yazıyoruz. Şiir güzel, resim güzel, model uçak güzel. Ortaya birşeyler koyabilmek güzel. Yazdığım en az 200 sayfanın üzerinde şiir bilgisayarımda şifreli durur.
E. GÜRDAMUR: İnsanların onları görmesinden, okumasından utanır mısınız?
A. KIRAL: İnsanın şiir yazdığı zamanlar en zayıf anlarıdır. Yani bir yarışta şiir yazamazsınız. Yorulduğunuz zaman, darbe yediğiniz zaman, kendinizi garip hissettiğiniz zaman şiir yazarsınız. Ama dışarıdan bakılan Ata Kıral'la şiirlerdeki Ata Kıral arasında çok büyük çelişki var ve onları kimsenin görmesini istemiyorum. Bu kadar mı zavallıydı, denmesin istiyorum.
E. GÜRDAMUR: Bir de fıkralarınız meşhur. Roportaj yaptık da fıkra dinlemedik olmasın.
A. KIRAL: İsmail Başaran'a yarım bıraktığım ikinci fıkrayı da sana anlatayım. Adamın birisi bir belediyeye gitmiş işini görmeye. Bakmış ki, belediye başkanına şilt veriliyor. Merak etmiş, demiş, başkanım bu şilti size neden verdiler? O da demiş ki, altı dolara malolan bir şeyi ben vatandaşlarıma 180 dolar ödettirdim. 180 doları alan adam da şimdi bana şilt veriyor. Onun üzerine gariban da demiş ki, yahu başkanım şu paranın yarısını bana ver ben senin bütün odalarını şiltle doldurayım.
E. GÜRDAMUR: Bunun orjinali daha farklı sanırım. (gülüşmeler)
A. KIRAL: Lafın tamamı deliye anlatılır.
E. GÜRDAMUR: Samsun'da en büyük kütüphanelerden birinin sahibi sizsiniz. Kitap okumak nedir sizin için?
A. KIRAL: Şöyle bir şey. Bir kitabı okumak en aşağı bir hafta sürer. Ve aklınıza kalana bakarsınız 3 beş cümle. Hadi çok zekisiniz, 10 cümle. Ama özü o. Keçiboyunuzunu da 1 haftada yiyorsunuz, sizde kalan 3 damla, bilemediniz 10 damla. Aynı kitap gibi. Kütüphanemde geçiyorum kitabın başına bakıyorum Kutsal İsyan. Allah Allah, yahu ben bunu ne zaman okudum. Açıyor bakıyor aklımda bir şey yok. Bazı kitaplarımı da bir kaç kez okuyorum. Başka kalmaz ki insanın aklına. Oradan kalan bal ise, kültürdür.
E. GÜRDAMUR: Sosyal ve siyasi meselelere karşı duyarlılığınız da var. Bir dönem aktif siyasetle de uğraştınız. Şimdi siyasete küs müsünüz?
A. KIRAL: Türkiyede herkes bir bakıma siyasetle ilgili. Ben de ilgiliyim. Ama belli yerlerde, belli noktalarda değilim. Zaten uzakta olmama rağmen hırsımdan delirecek gibi oluyorum. O kadar çok yanlışlıklar oluyor ki, eğer kazayla bir partinin herhangi bir yerinde görevde bulunsam heralde genel başkanı döverim.


